www.adanagundemi.com, buyuksaat, buyuksaatgazetesi,
    Hüseyin ACARLAR
    huseyinacarlar@hotmail.com
    Ya Ben Öleyim mi Söylemeyince
    07/09/2020

    Fikret Kızılok, 90 lı yıllarda “Pişşt Barmen” adlı bir şarkıyla Zülfü Livaneli ye ve Ahmet Kaya’ya çatmıştı.

    “Pişt barmen

    Sen de bizdensin.

    Karlı kayın ormanında

    Bisiklete binersin.

    Başkaldırıyorum de…

    Kaldır başını,

    İndir kaşını.

    Azgın demokrat…

    Geceleri gökyüzünde,

    Şairlerin önsözünde,

    Sağdan vurup sol gözünde,

    Parsa topla benim için.”

    Zülfü Livaneli cevap vermedi ama Ahmet Kaya öyle bir kaya fırlattı ki söz ve sazın ayrı tellerde çaldığı hayatlar için ideolojinin namusunu sorgulatır cinsten bir cevap oldu.

    “Piposu ağız kenarında

    Bodrum'un entel barında

    Herkesi yargılamaktan

    Kimse kalmamış yanında

    Sakalları şarap tasında

    Dikilmiş barın ortasında

    Tanınsın diye bekliyor

    Sanırsın dev aynasında

    Bir eli televizyonda

    Öteki eli basında

    Bir şeylerin tadı kalmış

    Dişlerinin arasında

    Başkalarına hümanist

    Karısına karşı dayı

    Nasıl beceriyor bilmem

    İkisi birden olmayı

    Konuşurken solcusun

    Yaşarken karambolcusun

    Oportunizme bulaşmış

    Tipik bir orta yolcusun

    O yandasın bu yandasın

    Hovardasın hep bardasın

    Artık rol yapmayı bırak

    Sen bir entel magandasın

    Be hey sanat hırsızı

    Be hey üretme kabızı

    Birazcık efendi ol

    Bırak elinden şu sazı”

    Ahmet Kaya marjinal protest bir solcu, Fikret Kızılok Ulusalcı solcu, Zülfü Livaneli Kemalist solcu olarak tanımlandı. Bizdeki bu ayrışma sadece sola ait değil. Kendini dindar çizgide konumlandıranlarda da aynı durum söz konusu. Bundan sonraki satırlar münhasıran buna dairdir.

    Bedenen kavi, aklen zayi sahabe görünümlü kostümleriyle apaçık din üzerinden tüccarlığa soyunanlar ile İslami değerler manzumesini merkeze alanları aynı havuza koyabilir miyiz? Kendini karşı kutupta konumlandıranlar çoğu kez böyle bir ayrım yapma ihtiyacı hissetmiyor. Namuslularla namussuzları aynı kefeye koymak ne kadar namusluca olur ki?

    Yunan düşüncesinden mülhem yeni Eflatuncu ve gnostik anlayışlara biraz Hindu mistisizmi katmış her taraflarından şirk kokan “şeyhi cühela-i azamlar” ile “irfan ehlini” aynı çizgide görmek mümkün mü? Değil tabi.

    Bu itibarla;

    Bilme, düşünme ve bunların üzerinde yükseldiği aşkın ahlakın öncelenmediği düşünce vahyin çizgisi dışında kalır.

    Nicedir ki bilgi işportaya düşürülüp cühela tezgâhında ahlaksızca satılır oldu. Nicedir sermaye sınıfının veya dış istihbarat servislerinin ya da aileden akçeli cücelerin tepelerde gezindiği iklimleri solar olduk. Bütün riyakâr ve örgütlü siyasal maskelerini düşürecek olan; bilmeyi, düşünmeyi ahlaki zeminde buluşturmuş olan ehli ilimdir. Onun için bütün sahtekârlar ortak payda da önce ilim adamına saldırır. İtibar suikastı yapar. Tarihsel dinamiklerde bu hep böyleydi.

    Hangi ideolojik gözlükle bakılırsa bakılsın ortak payda da ahlak ve vicdani kaygılar varsa farklılıklar sunilikten öte değildir. Ancak evrensel vicdan ve evrensel insani değerlerden yoksun olunanın bulunduğu kanat “belhüm âdel”dir. Nihayetinde her ideolojik kanat kendi ahlaksızlarından çekiyor.

    Ahlâkın gücü kültürlere toplumlara yön verdiği zaman siyaseti anlamlı ve değerli kılar. Ruh ancak ahlâkla fiile yönelir ve ahlâk siyasetle tamamlanır. Ahlâklı olmak imanını dünyaya yaymak, irfanını fiil haline koymak demektir; bu ise ruhun kudreti sayesinde mümkündür. Ruhunda kudret, aşk ve cesaret bulunmayanın irfanı da olmaz. Hakiki siyaset ahlâka, hakiki ahlâk ruhun mertebelerine dayanır. Ruhun mertebelerinden geçmek psikolojik ve sosyal gelişme demektir.

    Birçok gündür yozluk ve yobazlık cehalet ve tabanında aşkın ahlakın olmadığı gündemler hepimizi soluksuz bırakıyor. Aşırı siyasallaşmış, politize olmuş zihin yapımız var ama o da popüler siyasetle değişip duruyor. Dindarlar uzunca bir zamandır teoride eleştirdikleri ve düşmanı oldukları ne varsa hepsine can suyu verip, güçlendirmenin dışında bir faaliyet yürütmüyor. En çok bağıranlar, kitleleri en fazla ajite edenler, çok konuşanlar ama hiçbir şey söylemeyenler baş köşelerden sesleniyorlar. Kısır siyasi çekişmeler büyük siyaset teorileri olarak pazarlanıyor. Zekâ parıltısı yok, ışık yok, çözüm yok. Hepsinden öte evrensel ahlak olan vicdan karaborsa oldu.

    Entelektüel ya da siyasi düşünce, pratik yaşam alanında “öteki” nefretiyle doldu. En somut örneği sosyal medya araçlarındaki paylaşımlarda açığa çıkıyor. Politize olmuş yığınlar, politik kaygılar üzerinden Müslüman kimliklere en ağır hakareti “ameli salih, emrül bil maruf” belliyor. Çirkin olarak tanımlanan “ötekinin” suçu, çoğu kez kendi cemaat veya meşrep veya partisinden olmaması.

    Başkasının çirkinliği üzerine güzellik binası dikilmez. Ya da birinin kötü olması diğerini ahlak abidesi yapmıyor. Körü körüne düşmanlığın rasyonalitesi yok. Temel parametre “üsvetül hesene” olmalı değil mi?

    Batılı değerlere itiraz edenler pekâlâ seküler hayatın özlemini yaşayan kompleksli portreler çiziyor. Bizzat kendi siyasal anlayışımız ve toplumsal yapılarımız batılı değer yargılarının tahrifatından daha büyük facialar yaşatıyor. Eleştiriler, Batı değerleriyle hesaplaşma iddiaları beylik lafların, sloganik söylemlerin ötesine geçmiyor.

    Uzunca bir dönemdir büyük sorular soramıyoruz. Meşakkatli zihin yolculuklarına çıkamıyoruz… Zor olandan kaçıp güce payanda olunca her şeyi hallettiğimizi sanıyoruz. Varoluş sancısı yaşamıyor ve yaşamak istemiyoruz. İster Doğu’da ister Batı da varoluş sancısı yaşayanlara da yeterince saygı duymuyoruz. Müstağnilik ve aymazlık içinde sivil toplumculuk oynarken bu durumu çok matah bir şey zannediyoruz.

    İletişim ve ulaşımdaki teknolojik gelişmeler ve servet zenginliği insanları bağımsız ve müstağni bireyci çıkarcı yaşamaya sevk etti, bu da sosyal değişmeleri beraberinde getirdi. Transhümanizm dönemiyle tekilliğin yüceltildiği, insanın köpeği ısırmasının haber yapılıp vahşilik sayıldığı günlerden geçer olduk. Eskiden mahalle, sokak, cami, mahalle kahvesi şeklindeki yapılanmanın yerini internet cafeler, fitness salonları eğlence yerleri, spor kulüpleri almaya başladı. İnsanlar sosyal çevreden soyutlanıyor. Sosyal çevrenin yerini sosyal medya ikame ediliyor.

    Pandemiyle “fizİki mesafe” yerine “sosyal mesafe” bilinçaltına kazınır oldu. Daha kompleks ve karmaşık sosyal çevreye yelken açıldı. Genelde; mahallesine, şehrine ve soyuna göre aidiyetler ortaya koyan insanlar, bugün dernekler, partiler, kulüpler, futbol takımları, internet gruplar üzerinden aidiyetler belirliyor. Dindar kesimde buna paralel olarak çoğu kez dernek veya vakıf şeklinde örgütlenen, dünyevî kaygıları ve hedefleri öne çıkaran cemaat ve grup aidiyetleri önem kazanmaya başladı. Dinî aidiyeti öne çıkaran ve ahirette kurtuluşu (necât) hedefleyen kadim düşüncenin, dünyevî menfaat ve aidiyetleri öne çıkaran bu yeni anlayışıyla bağdaştırılamayacağı ortada.

    Büyük sorular sormaya ve cevaplar vermeye hokkabaz malumatfuruş din bezirgânlarını aşarak yol alınabilir. Bunun içinde Ahmet Kaya gibi sanatsal araçlarla sorgulayıcı göndermelere bugün daha fazla ihtiyaç var.

    “be hey yunus sana söyleme derler
    ya ben öleyim mi söylemeyince"



    67 kez okundu. Yazarlar

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

    Yazarın diğer yazıları

    ALLAH tan Rol Çalmaya Kalkana ALLAH’ın Va’di Haktır - 21/11/2020
    ALLAH tan Rol Çalmaya Kalkana ALLAH’ın Va’di Haktır
    Siyasi Parti teşkilatları Yada saatleri ayarlama enstitüsü - 02/11/2020
    .
    Bir Yol Hikayesi - 30/10/2020
    .
    Bir Temaşadan Kalan - 18/10/2020
    .
    Uyanış Selçuklu Dizi eleştirisi ve Bâtınîlik. - 30/09/2020
    ,
    Eğitim Ama Nasıl? - 28/09/2020
    .
    Eğitimin Ulularına(!) - 16/09/2020
    .
    Özün Sözü - 14/09/2020
    .
    Özün Sözü - 14/09/2020
    .
     Devamı
    Köşe Yazıları
    Bekir Fevzi YILDIRIM
    DEVA İÇİN İYİ BİR BAŞLANGIÇ..

    Deklanşör Remzi -Yıldırım
    HAYAT PAHALI GELİR DÜŞÜK

    Hasan Çınar
    Bahçeden aldığımız portakal, mandalina vb. mahsülün zekatını vermemiz gerekir mi?

    Hüseyin ACARLAR
    ALLAH tan Rol Çalmaya Kalkana ALLAH’ın Va’di Haktır

    Kurtuluş KILINÇ
    SEYHAN ÇELİK NEDEN GİTTİ?

    Orhan Göktaş
    GELECEĞİN ÖĞRETMENİ

    Ramazan YÜKSEL
    Dağlara Buğdaylar Serpin!

    Talip Koktaş
    Krizden fırsat değil, fırsatçı doğdu!

    Vedat KAHYALAR
    TÜRKİYE'NİN STRATEJİK ÜSTÜNLÜĞÜ ÖNEMSENMİYOR MU?

    Mahmut ERASLAN
    Adana Valisi Süleyman Elban'a Sivil Çağrı

    Abdulaziz KIRANŞAL
    Çocuklarınızla imtihan edilmeye hazır mısınız?

    Abdurrahman Dilipak
    Biz bu kafayla!..

    Ahmet TAŞGETİREN(KONUK YAZAR)
    Allah Korusun!

    Yusuf Kaplan(KONUK YAZAR)
    Yüreğim yanıyor ...

    Hayrettin Karaman(Konuk Yazar)
    Sayın Başkanım (Mürsî)

    Osman Palamut
    Vatan ve Millet aşkı

    Dr.M.Zeki UYANIK
    İnanmak, Yaşamak ve Örnek olmak Sorumluluğu…

    Nurettin AYDIN
    Medeniyetler Çatışması “Müslümanlar ve Batı”

    Sait Özdemir
    Yapacağınız şeyi söyleyin söylediğiniz şeyi de yapın

    İdris POLAT
    İdris Polat: Oku! Kalk ve Uyar!İ

    Battal Aslan
    KUL HAKKI..TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM HAKKI..NE OLA Kİ..!!

    Muhammet YILDIRIM
    “Babam Seyrediyor !”

    Adnan Kalkan
    Eğitimci Yazar Uzman Sosyolog Adnan Kalkan: Karma Eğitim Adaletsizliktir, Nesli Öğütüyor...

    Mehmet Ergin
    Zihinsel Tipoloji Analizi ile Öğrenciler, Zihin Yapılarına En Uygun Meslekleri Seçiyorlar…

    Recep Gündoğan
    ÇAKICI'NIN TEHDİT MEKTUBU ESKİ NORMALE DÖNÜŞÜN HABERCİSİ Mİ?

    Abdullah Sevim Kulfani
    Müminlerin Şiarı Adalet Olmalı…

    Yavuz Topaloğlu
    KARACABEY TARIM İŞLETMESİNİN 700 YAŞINDA OLUŞU ve GIDA STRATEJİMİZ

    Mehmet Özler
    NE “MİLİTARİST” Mİ ?