• https://www.facebook.com/AdanaBuyukSaatGazetesi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+90 552 241 03 21
  • https://twitter.com/BuyukSaatGazete
  • https://www.instagram.com/adanabuyuksaat/?hl=tr
  • https://www.youtube.com/channel/UC1nzYHN5kSbjEovGgI-AQjQ
Feyzullah AKDAĞ
BİR “Y KUŞAĞI” ÖYKÜSÜ
18/02/2021
Sık sık duyduğumuz X, Y, Z kuşakları ayrımı belirli tarihlerde doğan insanları tanımlamak için kullanılıyor. Genel olarak, 1965-1979 aralığında doğanlar “X kuşağı”, 1980-2001 aralığında doğanlar “Y kuşağı” ve 2001’den sonra doğanlar için ise “Z kuşağı” tabiri kullanılıyor. Tabi bu ayrımda önemli tarihi gelişmeler de dikkate alınıyor. Yani şuan genç kızlarımız ve delikanlılarımız Z kuşağına mensuplar. Hal böyle olunca “ne olacak bu gençliğin hali?” sorusundaki gençlik, Z kuşağı gençliği oluyor.

Gençliğin ne olacağı üzerine endişe etmek, aslında insanlık var olduğundan beri tüm kültürlerde ve milletlerde var olmuştur. Bireysel olarak insan, neslinin, kültürünün, misyonunun devamını ve isminin güzel şekilde anılmasını evlatlarından beklerken bir millet de aynı şeyleri gençliğinden bekler. Çünkü gençlik yarındır; yarım kalan misyonun tamamlanması umududur; elde edilen kazanımların muhafaza edileceği yegâne adrestir.

Gençliğe atfedilen bu anlam doğal olarak kendini doğru yerde konumlandırdığını düşünen eski kuşağın, yeni kuşağı da eski konuma çekmeye çalışmasına yol açar. Gençlik de üst kuşağının konumuna gitmek istemezse ve üst kuşakla çatışırsa bunun adı “kuşak çatışması” olur.
Kuşak çatışması genel olarak üst kuşağın gençleri anlayamamasından kaynaklanır. Kendi zaman ve şartlarıyla yeni zamanın şartlarını aynı sanıp eski usul yöntemlere yönelince çatışmaya kapı açılmış olur. Ancak Z kuşağının ebeveyni olan Y kuşağı, çatışma çıkmaması için usule o kadar odaklandı ki asıl olan hedefi unuttu. Evlatlarına iyi davranmak adına o kadar büyük hatalar yaptılar ki evlatlarını amaçsız, hedefsiz, davasız ve mücadeleden uzak insanlar olarak yetiştirdiler. Tabi buna yetiştirmek denirse. En güzel imkânları sundular ama terbiye etmediler. Bolluk içinde büyüyen çocuk ise tek amacın bu dünyada hazlar için yaşamak olduğunu sandı. Ahiretten habersiz büyüdü.

Z kuşağına kadar bir şekilde belli misyon ve vizyon üzere yetişen kuşaklar vardı. Ancak Z kuşağının yetiştirilmesinden sorumlu olan Y kuşağı, belki de tarihte hiç görülmemiş hatalar yaparak amaçsız, dertsiz, hedefsiz, tamamen dünyevi bir neslin büyümesine sebep oldu. İstisnalar elbette vardır ve o istisnaların çoğalması ümidiyle yazıyorum zaten. Y kuşağı, yani 1980 ile 2001 arasında doğanlar şuan anne-baba oranın en fazla olduğu kitle. Aynı zamanda şuan aktif olarak çalışan emekli olmamış grup. Yani neslin çoğalması ve büyütülmesindeki en sorumlu nesildir Y kuşağı. Bu kuşak, 2001 yılından itibaren artan ekonomik, sosyal, siyasal refah ve istikrarlı yönetim vesilesiyle rahatlığa alıştı. Dava, mücadele, sağlam nesil yetiştirme çabasını bırakıp artan istihdam olanakları ve cazip hale gelen kredi imkânları sayesinde “daha çok para, daha çok mal” edinme derdine düştü.

Karı koca çalışırken doğan çocuğa çok az zaman ayırmaya başladılar ve evlatlarını hayatının ilk yıllarından itibaren bakıcıya, kreşe, anaokuluna bıraktılar. Y kuşağı, sadece hafta sonu tatilinde evladıyla baş başa kalabiliyordu artık. Evde hoplayıp zıplayan, ebeveyniyle oynamak isteyen, anne babasını özleyen çocuk için literatüründe “para kazanma yöntemleri” dışında bir şey kalmayan anne baba, 2000’lerde yaşanan dijital devrimin meyvelerini kurtarıcı olarak gördü. Evladının eline son model bir tablet ya da telefon vererek uslu(!) durmasını sağladı. Tüm gün elinde tablet/telefonla gezen çocuğun sesi hiç çıkmıyordu artık. Anne baba da iş yorgunluğunu televizyon karşısında dinlenerek(!) geçirdi. Tüm gün ekrana kilitlenen çocuk bir ara acıktı. Annesi birkaç lokma vermek için ekranı elinden almaya kalktı ama çocuk ağladı. Şefkatli anne evladı ağlamasın diye ekranın karşısında yemeği vermeye çalıştı. Çocuk yumurta, bal, zeytin gibi besinleri değil; reklamlarda gördüğü hazır atıştırmalığı istedi. Şefkatli baba “param evladıma kurban olsun” diyerek gitti ve o atıştırmalıktan kolilerce aldı. Artık çocuk her acıktığında o hazır atıştırmalığı ekran karşısında yemeye başladı. Sesi de çıkmıyordu artık. Anne baba, bu hafta sonu kaliteli(!) zaman geçirmişti evladıyla. Bu arada evlatları ekran sayesinde renklerin İngilizcesini söylemeye başlamıştı. Bu durum anne babayı çok mutlu etti. Baba şöyle gerinerek “çok zeki benim evladım. Üstün zekâlı olabilir mi acaba?” diye içinden geçirdi. Oysa kendisi evladıyla aynı yaştayken ninesinden sübhanekeyi ve fatihayı ezberlemişti. Aklına gelmedi tabi. Hem evladının İngilizce renkleri bilmesi sübhanekeden daha önemliydi. Hayat mücadelesinde İngilizce, sübhanekeden önemliydi(!). Sonra öğrenirdi sübhanekeyi. Elhamdülillah müslümanız elbette ama önce İngilizce!

Hayat böyle devam ederken eve para getiren anne baba, her sene evlatlarıyla tatil yapmayı da ihmal etmiyordu. Ama tatilde köy pis koktuğu için nineye dedeye değil; tatil köyüne gittiler. Evlatları ne isterlerse yapıyorlardı. Evlatları çok mutluydu. Çok uygun faiz oranlarıyla aldıkları ikinci dairelerine taşındıklarından beri evlatları yakın akrabalarını pek görmüyordu. Hele aynı yaşlarda olduğu kuzenlerini bayramdan bayrama ancak görüyordu. Okuldaki sınıf arkadaşlarıyla da dost olamıyordu. Çünkü onların hepsi girecekleri lise ve üniversite sınavında rakipti. Onlara özelini açamazdı. Yani çocuğun sosyalleşmek için hiçbir çevresi yoktu. Bundan dolayı canı sıkılan çocuğun imdadına sosyal medya yetişti. Eklediği ve takip ettiği arkadaşlarıyla her gün etkileşimde bulunan çocuk, beğenilme arzusuna karşı koyamadı ve sosyal medya hesapları için video çekmeye başladı. Çocuk beğeni sayılarını arttırmanın taktiğini bulmuştu: “Ne kadar çok risk alırsan o kadar çok beğenilirsin”. Bu taktikle evde anne babasını kızdıracak şeyler çekmeye başladı ve çok sayıda etkileşim almaya başladı. Tam da o anda anne baba sorgulamaya başladı: “Evladımız nereye gidiyor?” “Ne olacak bu gençlerin hali?”

Artık ciddi sorgulamalar yapan anne baba, nerede hata ettiklerini düşünmeye başladılar. Hiç aç bırakmamışlardı, cebinde sürekli parası vardı, istediği her şeyi almışlardı, en iyi okullara göndermişlerdi, her yıl tatil köyüne götürmüşlerdi, dersleri etkilenmesin diye lise çağında bile oruç tutturmamışlardı, uykusuz kalmasın diye bayram namazına bile kaldırmamışlardı, psikolojisi bozulmasın diye kurbanlarını hep vekâleten kestirmişlerdi ve daha nice fedakârlıklar(!) yapmışlardı. Ama şimdi, çocukları onlarla iki kelam bile etmiyordu. Sürekli telefon ve bilgisayar başındaydı. Düşman gibi davranıyordu onlara. Hatta geçen gün annesiyle alışverişe gittiklerinde çocuk, “bana şu marka ayakkabı alacaksın” diye tutturmuş. Annesinin de o anda yanında yeterli parası yokmuş. Başka marka alalım demiş. Çocuk, çok sinirlenmiş ve annesini merdivenden aşağı itmiş. Oysa annesi o gün patronundan izin alabilmek için ne kadar da dil dökmüştü. Şimdi ayağı kırık ve iki ay raporlu; yeni aldıkları son model arabanın taksitini nasıl ödeyeceklerdi? Durum artık çığırından çıkmıştı. Baba, olaya el koydu ve annesini köyden çağırdı. “Anne, yetiş!” dedi.

Köyden hemen kalkıp gelen yaşlı ninemiz aslında neden böyle olduğunu çok iyi biliyordu. Usulünce oğluna ve gelinine anlatma çalışacaktı. Derin bir ah çekerek söze başladı:

Çocuğunuz, insansızlıktan ve aşırı bolluktan bu halde. İnsan yoklukla terbiye olur evladım. Din, gelenek, ahlak vermediniz evladınıza; insan bunlarla hayat bulur. Size en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda ya bakıcıdaydı ya kreşte. Anne şefkatine hasret büyüdü. Çocuk sizden çok telefon/tabletteki karakterleri görerek büyüdü. Onlara özendi. Tamamen sanal bir alemde büyüdü ve haliyle hayatı da çizgi film sandı. Bir amaç ve bu amaç için çabalamak gibi şeylerden uzak büyüttünüz çocuğunuzu. Çocuk ne isterse hemen aldınız. Emeksiz ulaşılan şeyin kıymeti olur mu? Hatırlar mısın oğlum, hani rahmetli baban karnenin hepsi pekiyi olursa sana ayakkabı alacağım demişti. Sen de bütün yıl nasıl da hevesle çalışmıştın da karnenin hepsini pekiyi getirmiştin. Baban da sana o ayakkabıları alınca sen her gün onları silerdin giymeye kıyamazdın. Oysa şimdi torunumun her markadan ayakkabısı var ama bir kez olsun silmeye bile yeltenmiyor. Aslında bizim maddi durumumuz iyiydi. Rahmetli baban isteseydi en pahalı ayakkabıyı da hemen alabilirdi. Ama o hep şöyle derdi “insan ancak yoklukla terbiye olur.” İşte siz bu yokluğu tattırmadınız torunuma. Üstelik daha fazla mal kazanma hırsıyla faize bulaştınız. Sana faize bulaşma evladım harama bulaşanın evinde huzur olmaz dediğimde “anne sen anlamazsın bu işlerden, faiz artık çağımızın gerçeği. Uydurulmuş hurafelere inanmayın” demiştin. Okuduğunuz okullara güvenip bizi hakir gördünüz. Her şeyin en iyisini bildiğinizi sandınız. Hayatı sadece dünyadan ibaret sandınız. Bayramları bile tatillerde geçirdiniz.

  Annesini can kulağıyla dinleyen Y Kuşağı baba, büyük bir pişmanlık ve mahçubiyetle karısına baktı. Y kuşağı gelin, sarsılarak ağlıyordu. Oysa evlendiklerinde “anne ve babalarımız cahildi. Biz onlar gibi davranmayacağız. Biz eğitimli insanlarız” demişlerdi. Şimdi ise asıl cahilin kendileri olduklarını anlamışlardı. Evlatlarının ne din ile ne de ait olduğu kültürle ile alakası yoktu. Annesine “ben deistim” demişti geçenlerde. Günlük zevkler uğruna yaşıyordu. Hedef ve çaba hayatının felsefesinde yoktu. Bu düşünceler ve pişmanlıklar içinde boğulurken birden mutfaktaki sese koştular. Mutfağa vardıklarında ikisi de dehşet içinde kalakaldılar. Evlatları ninelerinin başında yumurta kırmıştı ve bunu sosyal medya hesabından yayınlıyordu. Sonunda evlatları meşhur, kendileri perişan oldu…

Son cümle: Eğer soru sorulacaksa önce “Para kazanma hırsı için evlatlarını ve ahiretini feda eden Y kuşağının hali ne olacak?” olmalıdır. “Ne olacak bu Z kuşağının hali?” sorusu ise en son sorulacak sorudur.
Dua ile…


68 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GELİŞİM SÜRECİNDE AKRABALIK İLİŞKİLERİNİN ÖNEMİ - 06/03/2021
Bebek, en yakın çevresinden başlayarak gelişim ve büyüme sürecinde tüm hayatı boyunca kendisine gerekecek temel donanımları taklit sayesinde edinir.
BİR GARİP CİNSİYET EŞİTLİĞİ ÖYKÜSÜ - 04/03/2021
kadın da erkek de her anlamda ve her alanda eşit olarak bu hayatı beraber yaşamalılar" demişti. Zaten kadın da erkek de her açıdan eşit değiller miydi?
KISACA MUTLULUK - 27/02/2021
Modern insan, her bir kavramın tanımını değiştirdiği gibi mutluluğun tanımını da değiştirdi. Yeni tanıma göre mutlu olmak için de asgari gereklilikler var.
Vedat KAHYALAR
DOĞALGAZ SERÜVENİ VE ADANA

Hasan ÇINAR Adana İl Müftüsü
Merak Edilen Konular Hakkında Fetvalar

Bekir F. YILDIRIM
GENÇLİK NEREDE, BİZ NEREDEYİZ?

Hüseyin ACARLAR (Akit Gazetesi Misafir Kalem)
Üçleme Üzerine Derkenar

Orhan GÖKTAŞ
Stop Erdoğan!

Dr. M. Zeki UYANIK
Manevi İklim… Üç Aylar

Ramazan YÜKSEL
Hayali Bile Cihanlar Değer! (9 Eylül 2009 Tarihli Makalem)

Abdulaziz TANTİK
Anbean kirleniyoruz…

Kurtuluş KILINÇ
NE ERBAKAN'MIŞ BE!

Uzman Psikoterapist Adnan KALKAN
KAÇIN KIZLAR SOKAKTAN, SIĞININ YUVANIZA

Abdulaziz KIRANŞAL
Bunları Yapıyorsak Başka Günaha Gerek Yok

Doç. Dr. Necmettin ÇALIŞKAN
28 ŞUBAT VE BİTMEYEN HESAPLAŞMA

Metin ÖZEL
NEFRET SÖYLEMLERİ BİRLİĞİMİZE ZARAR VERİYOR.

Muhammet TUNÇ
Yeni Yılın Nefis Muhasebesi

Sait ÖZDEMİR
SİZİN EŞREF SAATİNİZ NE ZAMAN?

Mustafa BAYGIN
Ermenistan’daki Darbenin(!) Şifreleri; KARABAĞ’a SALDIRI!

Recep GÜNDOĞAN
“Onlar Atalarının Dini Üzeredirler”

Battal ASLAN
ŞAVAŞI DURDURAN DİN..!!

Hayati KOCA
ÖMÜR DEDİĞİN

Turgay BAŞBOĞA
YENİ NORMALLER BENİ ÇOK KORKUTUYOR !!!

Mahmut ERASLAN
Adana Valisi Süleyman Elban'a Sivil Çağrı

Fazlı KORKMAZ
MUSA A.S'IN MİSYONU

Talip KOKTAŞ
Mikro Âlemden Makro Âleme

Mehmet ULUĞTÜRKAN
Bir çağrımız var

Feyzullah AKDAĞ
GELİŞİM SÜRECİNDE AKRABALIK İLİŞKİLERİNİN ÖNEMİ

Mehmet ERGİN
Zihinsel Tipoloji Analizi ile Öğrenciler, Zihin Yapılarına En Uygun Meslekleri Seçiyorlar…

Ahmet TAŞGETİREN(KONUK YAZAR)
Saadet çantada keklik olur mu?

Yusuf KAPLAN (KONUK YAZAR)
Dijital Emperyalizm Çağı

Muhammet YILDIRIM
Güzel insanlar, Güzelliklere vesile olur.

Mehmet ÖZLER
NE “MİLİTARİST” Mİ ?

Abdullah Sevim KULFANİ
Müminlerin Şiarı Adalet Olmalı…

Abdulkadir KAÇAR
Gülümsemenin Büyük Sırrı!