Reklam
Feyzullah AKDAĞ

Feyzullah AKDAĞ

İnsan ve Aile

MASUMLAR APARTMANI ÖZELİNDE PSİKOLOJİK DİZİLERİN BİR ANALİZİ

08 Mayıs 2021 - 23:12

Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun Madalyonun İçi romanından uyarlanan Masumlar Apartmanı adlı dizi şu ana kadar TRT’de yayınlanan bölümleriyle yüksek oranda izlenme başarısı gösterdi. Diziyi çevremden gelen sorular üzerine izledim. Dizide özellikle Safiye karakterini seyredenler “yahu bu takıntılar bende de var! acaba ben de mi hastayım?” deyip kendilerinin de psikolojik rahatsızlığa yakalandıklarından şüphe ediyorlardı. Muhatap olduğum soruların geneli buna benzer şüphelerden kaynaklıydı.

Masumlar Apartmanı ile eş zamanlı olarak yayına giren Kırmızı Oda ve geçtiğimiz haftalarda seyircilerin beğenisine sunulan Camdaki Kız adlı dizi ile psikolojik problemlerin konu edindiği diziler artık bir furya haline gelmiş oldu. Bir dönem mafya dizilerini furya haline getiren televizyon/medya sektörü yüksek reytingleri bulduğu psikolojik dizilere daha fazla eğilecek gibi görünüyor. Bu üç dizinin ortak yönleri sadece işledikleri problemler değil. Bu diziler, Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitaplarından uyarlama. Budayıcıoğlu’nun meslek hayatında ilgilendiği vakaların kitaplaşmış hallerinden uyarlama olan dizilerden bahsediyoruz. Bu durumun etik açıdan ciddi bir problem teşkil ettiği açık elbette. Ancak ilgili şahıslardan izin alındıysa ve kişisel bilgiler gizli tutulduysa insanlığın faydası için kullanılabileceği kanaatini taşıyorum. Ama bu dizilerle ortaya çıkan mevcut durum insanlığın faydasına mı? İşte burada ciddi soru işaretlerimiz var.
Dizilerin uyarlandığı kitapları okuyan herkesin ortak kanaati dizide anlatılan olaylar ile kitaplarda geçen olayların alakasının olmadığı. Bu durum bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Zira herhangi bir kitabı birebir ekrana aktarmak imkânsızdır. Asıl sıkıntı, psikolojik problemlerin kitapta yazılandan çok daha fazla abartılması ve çok daha fazla dramatize edilmesidir.

Bu abartı ve ajitasyonun zaten pandemiyle psikolojik açıdan yeterince yıpranmış ve eve kapanarak ekrana daha fazla bağlanmış insanımıza fayda sağlamayıp zarar vereceği apaçık ortada değil midir? Bu gerçeği kendisi de bir ruh sağlığı uzmanı olan Gülseren Budayıcıoğlu göremiyor mu? Dizilerin bu denli hatalı şekilde ele alınmasına eser sahibi olarak nasıl izin verir? İnsanların ruhsal ve psikolojik sorunlarını olduğundan çok daha fazla abartarak ekrana aktaran senaristlerin amacı gerçekten insanımızın psikolojik sağlığına faydalı olmak mıdır? Dizilerde iyileşmeyi değil de hastalığı merkeze alarak durmadan psikolojik bunalımlar yaşanan sahnelerin psikolojimize iyi geleceğini söyleyen tek bir bilimsel çalışma var mıdır? Bu soruların cevabını ne yazık ki hepimiz biliyoruz. Görünen o ki yine reyting ve dolayısıyla para uğruna insanımız yine türlü bunalımlara ve sorunlara itilmekte.

Dilerseniz bu dizilerin en popüleri olan Masumlar Apartmanı’ndan analizimize ve itirazlarımıza devam edelim. Yazdıklarım büyük oranda diğer iki dizi için de geçerlidir. Dizilerin “gerçek bir hayat hikâyesine” dayandığını da ifade etmesi insanlarda bir tedirginliğe neden oluyor. Safiye’nin halk arasındaki tabirle “temizlik hastası” olması pandemi sürecinde insanların her zamankinden fazla özen gösterdikleri temizlik davranışlarına yönelik kuşkuyu arttırıyor. Bir ruh sağlığı çalışanı olarak gerek çevremde gerekse de kamuoyunda oluşan bu tedirginliği fark ettiğim için dizi hakkında ve psikolojik rahatsızlıklar hakkında bir şeyler yazmam gerektiğini hissettim.

Ben özellikle psikolojik rahatsızlıkların bu denli açık ve net bir şekilde dizi ya da film haline getirilip insanlara sunulmasını doğru bulmuyorum. Sunulsa bile diziden/filmden hemen önce ya da sonra gerek yazılı gerekse de görsel olarak aşağıda belirteceğim hususları içeren bilgilendirme çalışmaları yapılması taraftarıyım. Bir zamanlar Perşembe akşamları “Kurtlar Vadisi” dizisinin etkisiyle sokaklarda mafya kıyafetleriyle gezen ve mafyacılığa özenen bir neslin olduğunu unutmamalıyız. Dizi karakterlerinden Süleyman Çakır’ın ölümüyle yasa boğulan bir Türkiye olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu noktalara özellikle dizi/film yapımcılarının ve yetkili organların dikkat etmeleri gerekiyor. İnsanlar sevdiği veya ilgilerini çeken yapımlarla hemen hemhal olup kendilerini kaptırabiliyorlar.

Psikolojik rahatsızlıkların insanlar üzerinde ciddi bir çekiciliği olduğu aşikâr. Yani kendini en ufak bir belirtide “psikolojik rahatsız” olarak damgalayan bir milletiz. Gerçi diğer ülkelerde de durum bundan farklı değil. Yani insanların geneli psikolojik rahatsızlıklara sahip olmayı daha doğrusu ilgili hastalığın ismiyle anılmayı “karizma” vesilesi sayıyor gibi. Mesela en ağır psikolojik rahatsızlıklardan olan “psikopati” halk arasındaki tabiriyle psikopatlık, çekici bir sıfatmış gibi algılanıyor. Ya da “şizofreni”, delilik olarak genelde övünülen bir özellikmiş gibi kullanılıyor. Sosyal medya hesaplarına baktığınızda kimse takma isim olarak bel fıtığı hastalığını kullanmazken şizofren, psikopat adları yığınla var.
Bu durum belki de psikolojik rahatsızlıkların gizeminden geliyor. Çünkü birçok psikolojik hastalığın kesin tedavisi henüz bulunmamakta. Beynin nasıl işlediği tam olarak bilinmediğinden bu durum psikolojik rahatsızlıkların sebeplerini, belirtilerini ve seyirlerini kesinleştirmekte ciddi güçlüklere neden oluyor. Psikolojik rahatsızlıkları işleyen dizi ve filmlerin ciddi seyirci oranlarına ulaşmasının altında yatan sebep belki de bu gizemdir.

Masumlar Apartmanı, temelde nevrotik rahatsızlıklardan muzdarip bir aileyi anlatıyor. Nevrotik rahatsızlıklar, psikolojik rahatsızlıkların önemli bir kısmını barındıran bir çatı hastalık grubudur. Dizide ileri derecede Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB) rahatsızlığı olan Safiye’yi canlandıran Ezgi Mola, güçlü oyunculuğuyla nevrotik rahatsızlıklardan OKB’yi çok iyi bir şekilde canlandırıyor. Dizide aynı zamanda Safiye karakterinin ve diğer aile üyelerinin psikolojik rahatsızlıklarının kökenlerine de değiniliyor.
Günümüz psikiyatri bilimine göre psikolojik rahatsızlıkların iki temel sebebi olduğu düşünülüyor. Bunlar çocukluk çağı yaşantıları ve genetik aktarımdır. Dizide geçmişe gidildiğinde sorunlu bir karı-koca ilişkisi, psikolojik sorunları olan anne, annesi tarafından sürekli reddedilen ve aşağılanan çocuklar var. Psikolojik rahatsızlıkların kökenine dair dizideki geçmişe dönüşler önemli ve bir bakıma öğretici. Dizideki psikolojik rahatsızlık teması dışındaki kurgu ve hikâyenin başarılı olduğunu düşünmüyorum. Klasik bir aşk dizisi senaryosuna sahip. Yani senaryo temel olarak ailenin nevrotik hastalıkları üzerine kurulmuş ve benim de eleştirim tam da burada başlıyor.

İnsanlara psikolojik hastalıkların kökenini ve hastaların neler yaşadığını göstererek psikolojilerinin bozulmasına engel olmak amacıyla bir yapım ortaya koyuyorsunuz. Ama bu yapımın tam merkezinde bu rahatsızlıktan muzdarip insanlar var. Hasta aile, dizide olmasa ortada dizi namına basit bir aşk ilişkisi kalacak. İlgili hastalığı bu kadar göz önüne sererek konunun işlenmesi belki reytingleri yükseltir ama yükselen tek şey reyting olmayacaktır. Aynı zamanda insanların ve toplumun kendilerinde ve çevrelerindeki insanlarda gördüğü tedirginlik de artacaktır. “Ben de Safiye gibi ellerimi dört kez yıkıyorum” “ben de Han gibi yerden çöp alıyorum” “kızım da Gülben gibi yatağını ıslatıyor” gibi birçok düşünceyle herkes kendine ve çevresine psikolojik hastalık tanısı koymaya başlayabilir. Üstüne psikolojik rahatsızlıkların gizeminden kaynaklı çekicilik de eklenince herkes Safiye, Han, Gülben veya Neriman olduğunu düşünebilir.
Dizinin öğretici ve bilinçlendirici yönünün çok zayıf kaldığı aşikâr. Vakayı net bir şekilde ortaya koymakta başarılılar. Ancak vakanın iyileşmesine yönelik herhangi bir çaba yok. Kimileri “sonuçta bu bir dizi elbette yavaş yavaş çözüm de gelecektir” diyerek itiraz edebilir. Fakat burada söz konusu olan insanların ve toplumun ruh sağlığıdır. Her ne amaçla olursa olsun tüm bölümlerde bölüm boyunca psikolojik rahatsızlıklar açıkça ve devamlı bir şekilde ortaya konulmamalı.

Beni bu yazıyı yazmaya sevk eden toplumdaki tedirginlik artık sadece ruh sağlığı uzmanlarının fark ettiği bir konu değil. Bilinçli insanlarımız da artık işin suyunun çıktığını ve insanımızın psikolojisinin bozulduğunu yüksek sesle dile getiriyor. Özellikle Camdaki Kız adlı dizinin abartılı senaryosundan sonra bu sesler iyice yükselmeye başladı. “Dizi ve filmlerde hastalıklar asla gösterilmemeli” demiyorum. Bilinçlendirme amacıyla elbette gösterilebilir ve insanlar aydınlatılabilir. Ancak ilgili yapımın merkezinde hastalık değil tedavi/iyileşme olmalıdır. Çözüm, sürecin sonunda değil sürecin en başından itibaren sunulmaya başlanmalıdır. Bu noktada Kırmızı Oda dizisinin diğerlerine göre iyileşme sürecine daha fazla odaklandığını söyleyebilirim. Ama elbette bu yeterli değil.

Üniversitede psikopatoloji dersimize giren hocamızın ders yılı başında bize yaptığı uyarı hala kulaklarımdadır. “Arkadaşlar sizlere anlatacağım psikolojik rahatsızlıkların bazı belirtilerini kendinizde de görebilirsiniz. Bu sizin hasta olduğunuz anlamına gelmiyor.”  demişti. Türkiye’nin en yetkin hocalarından birinden aldığım bu uyarıyı kulağıma küpe ederek derslere devam ettim. Zaman geçtikçe hocamızın ne kast ettiğini daha iyi anlamıştım. Belirtilerin hastalık tanısı alması için en önemli kriterlerden birisi, belirtilerin bireyin sosyal hayatını yaşamasına ve sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmaya başlamasıydı. Aksi takdirde ortada bir hastalıktan söz etmek yanlış olurdu. Nitekim her öksüren grip değildir. Aynı şekilde elini birkaç kez yıkayan herkes OKB değildir.

Hasta tanısı almak psikiyatrik bir konudur. Eğer herhangi bir davranış ya da düşünce sizi hayattan geri bırakıyor; sorumluluklarınızı yerine getirmeyi engelliyor ve bu durum sürekli/durmaksızın oluyorsa ancak o zaman bir belirtiden bahsedebiliriz. Tabi bu yine hasta olduğunuz anlamına gelmez. Muhakkak detaylı hekim muayenesi gerekir. Yani genel olarak sorumluluklarınızı yerine getirebiliyorsanız, çevrenizle iletişiminizde problem yoksa hayata tutunma mücadeleniz varsa korkacak bir şey yoktur. Elbette hayatta bazen sıkıldığınız, bıktığınız ve yorulduğunuz zamanlar olabilir. Bazen çevrenizdeki insanlarla ters düşebilir ve tartışabilirsiniz. Hatta bazen evin kapısını kilitleyip kilitlemediğinizden emin olmak için eve geri dönebilirsiniz. Ancak bir müddet sonra bir şekilde motive olup yolunuza devam ediyorsanız ve insanlarla aranız düzeliyorsa, bazı şeylerden mutlu oluyorsanız hasta olmaktan epey uzaksınızdır. Unutmayın, önemli olan genel tablo ve genel gidişattır; “bazen” olan şeyler değildir.

Son paragrafımızı yazımızın özetine ayıralım. Psikolojik problemler film ve dizilere konu edinirken üç temel kritere dikkat edilmeli:
1. Problem merkeze alınmamalı.
2. Problem abartılıp dramatize edilmemeli.
3. İlk bölümlerden itibaren iyileşme sürecine odaklanılmalı.
Aksi takdirde psikolojik rahatsızlıkların işlendiği kitapların reytingle para kazanmaya odaklı senaristlerin eline teslim edilmesi toplumun ruh sağlığını bozmaktan başka bir işe yaramaz. Etik, paradan çok daha kıymetlidir.

Feyzullah AKDAĞ / Psikolojik Danışman - Psikoterapist