Hüseyin ACARLAR

Hüseyin ACARLAR


Vuslat Ameli Güzele Yakışır

12 Eylül 2021 - 11:29

Vuslat ameli güzele yakışır Bekir Fevzi Yıldırım
Hastalığıyla toplamaya başladı tasını tarağını. “Bu ne telaş” dedim, dedi ki “mevsim hazan mevsimi “.
Sarardı gök, hazan mevsimi geldi ve feri söndü, düştü yaprağı hayatın. Başkentler başkentine vuslata erdi dost… 
Göçünü topladı Bekir abi. “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”
Dar-ı dünyada geride kalan biz dostlarına fecri sadıklarda buluşma umuduyla firak düştü. Bir hayırla yâd edeceğimiz hatıraları birde kulağımıza çaldığı orada yankılanıp duran hitap cümleleri:
“Buyur güzel insan”
“Emret dost”
“Dinliyorum mübarek”…
Son görülen şey başlangıçtır der vahy.
Zamana bakış açımız, gelecekle ilgili anlamı belirliyor. Anlamı belirleyen etmenin arkasında da kader ve gayba dair inancımızın biçimi vardır. 
Kaderi eline verilen insan ne olacağını bilmeden ve na¬sıl öleceğini bilmeden ölüyor. Ölüm son olarak algılanıyor. Başı olmayan ölüm neyin sonu olur ki? Hayatın mı? Zamanın bir anına hükmedemeyen ne zaman ve nasıl öleceği hakkında fikri dahi olmayan insan, nasıl sınır tanımlaması yapar ki? 

Fihristin başı ve indeksi arasında olan hayat; duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için leib ve lehüv (oyun ve eğlence) müsameresinden ibarettir esasında.
Din, her insana bir deyn (borç) faturası çıkarır. Tahsilat için hakikat olan ölüm vaktini bekler sadece. Ve hayat öğretti ki, güncel reel politik; dişlileri el ve koldan mamul koca bir çarktır ve gün gelir her yanına yaklaşana şamarı patlatır. Ötelerdeki vuslat, iman edip ameli güzel olanları gözler.
Sanıldığı gibi soğuk olan ölümün yüzü değil, korkunç olan ölüm değil, korkulan dünyadaki amellerdir. Yetimlerin, kimsesizlerin, hastaların, yaşlıların hizmetine adanmış bir ömürdü Bekir Abinin hayatı. İman ettiğine şahittik. Güzel amellerine şahittik. Böyle güzel insanın ölümü korkunç olabilir mi? Heybesini doldurdu ve bir şeb-i aruz rapsodisi eşliğinde vuslata erdi. 
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu ölüm bize ulaştığında, gerçek acılar, gerçek dertler bulduğunda hiçbir siyasetin acımızı dindiremediğini görüyoruz.
İşte Kur’an ölümü hayatla anlamlandırmasının tecellisidir.
“Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten)(s) ve-ileynâ turceûn(e) /Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” Enbiya :35
Ölümün evsafı, yaşanan hayatın kalitesine endekslemiştir.
Müslüman (Allah’a her şeyiyle teslim) olarak ölebilmek için yaşamayı göze alandır. “Va’bud rabbeke hattâ ye/ tiyeke-lyakîn(u)/ Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et! Hicr: 99”
En önemli şeyi her şeyiyle yaşamdan haz almak olanlarla, hakikatli yaşamaklara adanmış bedenlere ve ruhlara zaman tanıklık eder. Ta ki kişinin kıyametine üfürüldüğünde O’na (HU) döndürülene dek…
Doğarken dikişsiz bir beyaz beze sararlar seni. Veda edip bu âlemden giderken ötelere, yine dikişsiz kar beyazıyla veda edersin dünyaya.
Ölüm, kadim vakitlerden beridir bilinen bir hakikattir; ama her insana yeniymiş gibi görünür. Doğru olan şu ki kıyametin hakikati en yalın haliyle teneşirde yatana yüzünü gösterir.
Sayısallaşan bir dünya var. Ölümlerin bile bir sayı olarak anlamını bulduğu modern dünyaya galiba çok yabancı kaldık güzel insan Bekir abi. 
Otuz yıllık hukukumuzda biz senden razıydık.  ALLAH’ ta senden razı olsun. Yolun müstakimdi şahittik!  
En zoru da şu oldu. Dostlarından vefat edenlerin telefonlarını silmez başına merhum yazardın ya! Senin isminin başına merhum yazarken çok ağır geldi bilesin. RABBİM mekanını cennet eylesin.

Bu yazı 534 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum