Şair Meydanı

Şair Meydanı

ŞAİR MEYDANI

ŞİİRLERDE ''KERBELA '' OLAYI !

16 Ağustos 2021 - 06:46

Turgay BAŞBOĞA
Kerbelâ hadisesi; Hz. Hüseyin ile birlikte, yakınları ve destekçilerinden büyük bir bölümünün, hicrî 10 Muharrem 61 yılında, Emevî sultanı Yezîd’in (ö. 64/683) Irak valisi olan İbn Ziyâd’ın (ö. 67/686) emri doğrultusunda, Irak’ın güneybatısında bulunan Kerbelâ bölgesinde feci bir biçimde katledilmeleri olayıdır. Kerbelâ faciası, özellikle de Hz. Hüseyin’in şehadeti Müslümanları derinden yaralamış ve tarih boyunca üzüntüyle anılan en trajik olaylardan biri haline gelmiştir. Nitekim İbn Sîrîn’e ait (ö. 110/729) “Gökyüzü Yahya’dan (a.s) sonra, Hz. Hüseyin’e ağladığı kadar hiç kimseye ağlamamıştır” anlamındaki söz, bu durumun bir ifadesidir. 
Güncelliğini halâ koruyan bu hadise, tarihin sayfalarında, sadece üzücü bir olay olarak kalmamış, aynı zamanda Müslüman toplumlarda kırılmalara da yol açmıştır. Hz. Hüseyin’in kıyamı, onun katledilmesinden kendilerini sorumlu tutarak suçluluk ve pişmanlık hissiyle bir grup Kûfelinin intikam almak için gerçekleştirdikleri Tevvâbûn ve Muhtâr es-Sekafî hareketleri gibi artçı sarsıntıları ile birlikte, ‘’bugün anladığımız manada birer Şia hareketi görünümü taşımasa da ‘’ Şiilik düşüncesinin oluşumuna zemin hazırlayan hadiseler cümlesindendir. Ethem Ruhi Fığlalı, Kerbelâ hadisesinin bu yönünü şu sözlerle ifade etmektedir: “Şii dünyası, Şiiliğin hareket noktası ve temel şahsiyeti Hz. Ali olmakla birlikte, şehit edilişinin arka planında varlığını sürdürebilen güçlü bir siyasi kuruluş bulunmadığından bu olayla fazla ilgilenmemiş, Hz. Hüseyin'in şehadetini ise Şiiliğe hayat veren bir kaynak telakki ederek içtimai ve siyasi hayatın parolası haline getirmiştir.” 
Varoluşundan itibaren ihtiyaç ve arzularını, duygu ve düşüncelerini farklı yollarla ifade eden insanoğlu, çoğunlukla karşılaştığı büyük olayların etkisini uzun yıllar üzerinde hissetmiş ve zamanla bu etkiyi, çeşitli ifade biçimleri ile dile getirmiştir.
Şiirin, bu ifade biçimleri içerisinde her zaman ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, gerek vuku bulduğu çağa damga vurması, gerekse sonraki dönemlerde etkisini her geçen gün daha da artırması yönüyle büyük önemi haiz Kerbelâ vakasına, edebiyat ve şiirin duyarsız kalması düşünülemezdi. Nitekim Arap, Fars ve Türk Edebiyatları başta olmak üzere bütün Müslüman milletlerin edebiyatlarında yankı bulan bu olay hakkında, manzum ve mensur, çok sayıda ürün verilmiştir. Olayın Arap coğrafyasında cereyan etmesi sebebiyle, bu konudaki ilk şiir örneklerinin de Arap edebiyatında, olay vuku bulurken, olayın içerisinde yer alan şahıslar tarafından verildiği görülmektedir. Şair olsun veya olmasın birçok kişi olayın vukuu esnasında veya sonrasında, bu yöndeki duygu ve düşüncelerini nazma dökmüştür.
Arap edebiyatında Kerbelâ hadisesini konu alan ilk şiirler, konunun ilk nüveleri olması yönüyle, planlı bir kaside yapısı arz etmemektedir. Bu şiirlerde ortaya konan Hz. Hüseyin portresi, sonraki dönemlerde olduğu gibi menkıbevi değil, son derece sade ve gerçekçidir. Hz. Hüseyin, şiirlerde henüz bir imge unsuru veya cesaret ve kahramanlık sembolü olarak değil, haksızlığa uğramış ve şehit edilmiş “Hüseyin” olarak, yani bizzat kendisi olarak resmedilmiştir. Şiirlerde Hz. Peygamber ile Hüseyin arasındaki akrabalık ve sevgi ilişkisi sürekli canlı tutulmuş, mücadele hakkındaki duygu ve düşünceler çoğunlukla siyasi-kabilevi bir bakış açısıyla, fakat dinî terminolojiyle terennüm edilmiştir. Ayrıca Kerbelâ olayı çerçevesinde ortaya çıkmış, dönemlere ait edebî ürünlere dair çalışmaların arttırılmasının, bir yandan bu konudaki edebî zenginliği ortaya çıkaracağı, diğer yandan da kolektif bilinçaltındaki Ehl-i beyt algısı, bu konudaki tarihi kırılmalar ve dönüşümlerin tespitine imkân sunarak konunun daha sağlıklı bir zeminde değerlendirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Zira şiir çoğu zaman halkın hissiyatının tercümanıdır ve bunu her zaman ilmî kitapların teorik tartışmaları arasında bulmak mümkün olmayabilir.
 Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye yolculuğundan şehadetine kadar, şiirler Kerbelâ olayına canlı şâhitlik etmiş, olay sonrasında da, şehitlere ağlama, Hz. Hüseyin’e destek olmamaya pişmanlık duyma, şehitlerin intikamını alma ve Ehl-i beyt sevgisini terennüm etme muhtevalı şiirler söylenmiştir. Tırımmâh b. ‘Adî’nin (ö. [?]) Kûfe yolundaki Hz. Hüseyin önünde söylediği şiir bu mücadeleye işaret eden, tespit edebildiğimiz ilk şiirdir. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, Medine’den Kûfe’ye yolculukları sırasında ‘Uzeyb bölgesi yakınlarında, Kûfe’den gelmekte olan dört kişilik bir grupla karşılaşmışlardı. Hz. Hüseyin’in, kendilerinden Kûfe’deki durum hakkında bilgi aldığı bu grubun kılavuzu Tırımmâh idi. O, Kûfe’den aldıklarını ev halkına ulaştırıp kendisine tekrar yetişmek üzere Hz. Hüseyin’den izin istedi ve ayrılmadan önce, yol boyunca okuduğu şu recezini onun yanında bir kez daha okudu;
Ey devem, azarlamamdan korkma! 
Acele et, [bizi] şafak sökmeden yetiştir, 
Kafilelerin en hayırlısı, yolculukların en iyisine… 
[Yetiştir ki] soylu [Hüseyin] ile güzelleş. 
Şerefli, hür ve gönlü zengin [Hüseyin ile]. 
Allah onu en hayırlı olana sevk etsin. 
Dünya var oldukça onu var etsin. (Ona uzun ömür versin)
 Tırımmâh, geleneksel Arap şiir formunda sık rastlanan deveye sesleniş klişesi ile başladığı bu şiirinde, develerindeki yükü ivedilikle hane halkına ulaştırmak ve hemen akabinde, mücadelesinde destek olmak üzere Hz. Hüseyin’e katılmak yönündeki isteğini dile getirmiştir. Şiirde Hz. Hüseyin’den soylu, şerefli, hür ve gönlü zengin nitelemeleri ile bahsedilmekte, onun için dua ve temennilerde bulunulmaktadır.
 Kerbelâ’da, iki taraf arasındaki mücadele hem sayı hem de teçhizat bakımından son derece orantısız idi. Bu nedenle olsa gerek mücadele daha çok karşılıklı atışmalar ve mübareze biçiminde gerçekleşti. Bu mübarezeler esnasında bazı şahısların recez formunda kısa şiirler söylediği anlaşılmaktadır. Örneğin, farklı lafızlar ama yakın anlamlarla, hem Vehb b. Abdullah el-Kelbî (ö. 61/680) hem de Abdullah b. ‘Umeyr el-Kelbî’ye (ö. 61/680) nispet edilen aşağıdaki şiir32 Kerbelâ günü söylenen bu recezlerdendir:
Beni tanımıyorsanız bilmiş olun ki ben İbnu Kelb’im .
  Uleym[oğulları] içinden olan hanem bana yeter.
 Ben güçlü ve kuvvetli bir erim.
 Zorluk anında bitkin/kaytarıcı değilim. 
Vehb’in annesi! Sana yemin ederim ki;
 Onların arasına dalarak vurup yaralayacağım, 
Rabbe inanmış [kuvvetli] bir genç olarak. 
Fahr (övünme) konulu bu şiir, halk şiiri karakteri baskın bir tür olan recez formuna uygun olarak, ani ilhamla ve irticalen söylenmiş, nazmı kolay, lafızları basit, manaları açık ve söz sanatlarından uzak bir nitelik taşımaktadır. İçten bir söyleyişin hâkim olduğu şiirde şair, kabilesinin yanı sıra kahramanlığı ile de övünmektedir. Çünkü o, Hz. Hüseyin’i savunmak gibi önemli bir misyonu yüklenerek sayı ve teçhizat bakımından kendilerinden daha güçlü bir güruha karşı mücadele vermek suretiyle cesaretini ve kahramanlığını ortaya koymuştur.
 İki taraf arasındaki mücadele devam ederken namaz vakti girmişti. Hz. Hüseyin ve taraftarları namazı kılmak için mücadeleye ara vermek istediler. Husayn b. Temîm, onların namazının kabul olmayacağını söyleyince aralarında münakaşa çıktı. Habîb b. Muzâhir (ö. 61/680), Husayn b. Temîm’in atının yüzüne kılıcıyla vurdu. At şahlandı ve Husayn yere düştü. Arkadaşları onu alıp çektiler. Bu esnada Habîb şu recezi söyledi;
Yemin ederim şayet sizin sayınızda olsaydık
 Veya yarınız kadar, siz kaçıp giderdiniz. 
Ey, soy ve kuvvetçe en kötü kavim! 
Ey, inadı çetin güruh [anladınız mı?] 
Habîb’in, şiirinde kavim ve soy kelimelerini kullanarak muhatabı kötülemesi, Arapların hiciv türünde sıkça başvurdukları bir yöntem olmakla birlikte, mücadeleye kavmiyetçi bir misyon yüklendiği şeklinde de yorumlanabilir. 
Habîb b. Muzâhir, dövüşmek üzere muhatapların üzerine atılırken şu recezle sözlerine devam etmiştir;
Ben Habîb’im, babam da Muzâhir.
 Savaş kızıştığında cengin kahramanıyım. 
Siz bizden daha hazırlıklı ve çoksanız, 
Biz de sizden daha vefalı ve sabırlıyız. 
Hem delil yönüyle daha üstün, hakikate daha yakınız, 
Hem de sizden daha takvalı daha mazuruz.
 Mübareze anının hâlet-i ruhiyesi ile söylenen ve iki tarafın orantısız kuvvetine vurgu yapılan bu dizelerde bir yönüyle karşı tarafın moralini bozmaya diğer yönüyle de kendi motivasyonunu artırmaya yönelik bir düşüncenin ağır bastığı anlaşılmaktadır. Rahat ve içten bir söyleyişin hâkim olduğu şiir, “daha takvalı”, “delil yönüyle daha üstün”, “daha sabırlı” ve “daha vefalı” vurguları ile mücadelenin dinî ve ahlâkî bir bakış açısıyla yorumlandığı izlenimini uyandırmakta, karşı tarafın haksız olmasının yanı sıra dinen ve ahlâken niteliksiz olduğunu ima etmektedir. 
Kerbelâ günü recez söyleyenlerden biri de Zuheyr b. el-Kayn el-Becelî’dir (ö. 61/680). Zuheyr de Habîb b. Muzâhir gibi iki mısralık şu kısa recezi ile önce kendisini över …
Ben Zuheyr’im, Kayn’ın oğlu [Zuheyr], 
Kılıcımla Hüseyin’i onlardan korurum. 
Görüldüğü üzere Zuheyr, bu dizelerde son derece sade bir üslupla kendini övmekte, Hz. Hüseyin’i savunmak gibi önemli bir misyonu yüklenmiş olmanın verdiği gururla, kahramanlık ve cesaretine işaret etmektedir. 
Zuheyr daha sonra aşağıdaki recezi söyleyerek mübarezeye atılır. Bu şiir, içerdiği bazı nitelemeler ve yansıttığı hâlet-i ruhiye bakımından ilgi çekici mahiyettedir;
Kendisi hidayete sevk edilmiş, insanların da hidayetine vesile olan birisi olarak ilerle! 
Zira bugün, Peygamber dedene kavuşacaksın. 
Hasan’a ve Ali el-Murtaza’ya da… 
Çift kanatlı kahraman delikanlıya 
Ve Allah’ın aslanı, şehit [Hamza’ya ki şehitler] diridir.
Kullanılan söz kalıpları yönüyle inceleme konusu yapılan diğer şiirlerden biraz daha farklı bir karaktere sahip olan bu şiirde Hz. Hüseyin için hâdî (hidayet vesilesi), mehdî (hidayet edilmiş), Hz. Ali için Murtazâ (kendisinden râzı olunmuş kimse) ifadeleri kullanılmıştır. Ayrıca zülcenâheyn (iki kanatlı) tabiri ile Câfer-i Tayyâr’a, Allah’ın aslanı38 ve şehit nitelemeleri ile de Hz. Hamza’ya işaret edilmektedir. Bu yönüyle şiirde Hz. Peygamber ile birlikte, Ehl-i beytin seçkin simaları zikredilerek onlara kavuşmaktan söz edilmesi, bir yönüyle Hz. Hüseyin taraftarlarının motivasyonunu artırması, diğer yönüyle de, içerisinde bulundukları yenilmişlik psikolojisini ve buna rağmen ölüme yürüme kararlılığına sahip oldukları durumunu yansıtması bakımından dikkat çekicidir. 
Ebu Zerr el-Ğıfârî’nin (ö. 32/653) azatlısı İbn Huvey (ö. 61/680) de mübareze için alana çıkarken şu recezi söylemiştir;
Fâcirler [bu] siyahinin darbelerini nasıl bulacak [bakalım] 
Muhammed’in oğulları adına, keskin kılıçla… 
Dilimle ve elimle onları savunur, Hesap gününde Cennet’i umarım.
İbn Huvey’in, şiirde Hz. Peygamber vurgusu yapması, karşı safta olanları fâcir (günahkâr) olarak nitelemesi ve Ehl-i beyti savunma yönündeki çabalarına karşılık manevî bir mükâfat beklentisi içerisinde olması, mücadeleye dinî bir misyon yüklediğini göstermektedir. Ayrıca “dilimle onları savunurum” ifadesinden hareketle, Kerbelâ günü şiirin de tıpkı kılıç gibi bir mücadele aracı olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. 
Hurr b. Yezîd (ö. 61/680), Irak valisi İbn Ziyâd tarafından Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye ulaşmasını engellemek üzere askerî birliğin başında gönderilen kişiydi. Daha sonra Hz. Hüseyin’in anlaşma şartlarının kabul edilmemesi üzerine saf değiştirdi. Aşağıda yer alan kısa recez de Hurr’un Hz. Hüseyin’i korumak üzere mübarezeye çıkarken söylediği şiirdir;
Onların vücudunu kılıçla döverim, 
Mina ve Hayf’ta oturan en hayırlı kişi (Hüseyin) için. 
Muharrem ayının 10. Günü başlayan bu mücadele yine aynı gün sona ermişti. Hz. Hüseyin’in başı kesilmiş ve vücudu atalara çiğnetilmişti. Hz. Hüseyin’i şehit ettiği rivayet edilenlerden biri Sinan b. Evs adlı kişidir. Bazı insanlar Sinan’a, Hz. Hüseyin’in Arapların o dönemki en önemli şahsiyetlerinden biri olduğunu hatırlatarak, otoritelerine kasteden Hüseyin’i öldürmek suretiyle idareciler nezdinde çok büyük bir iş yaptığını söylemişler ve hak ettiği mükâfatı alması konusunda onu teşvik etmişlerdi. Cesur bir kişi olan Sinan atına atlayıp Ömer b. Sa’d’ın çadırının önüne geldi ve yüksek bir sesle şu beyitleri söyledi;
Binitlerimi altın ve gümüşle doldur, 
Zira ben erişilmez/değerli bir sultanı öldürdüm.
 Anne ve baba yönüyle insanların en hayırlısını, 
Soy sop bakımından en seçkin olanını öldürdüm.
Bu sözlerden rahatsız olan Ömer b. Sa’d onun içeri alınmasını söyledi ve Hz. Hüseyin’e övgü ifadeleri içeren bu şiiri sebebiyle onu değnekle dövdükten sonra “Deli adam, nasıl böyle sözler söylersin! Vallahi bu sözlerini İbn Ziyad duymuş olsaydı senin boynunu vururdu” dedi.
 Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin neredeyse tamamının şehit edilmesi, Hz. Hüseyin’i sevenlerde büyük bir infial meydana getirdi. Daha sonraki dönemlerde geleneksel hale gelecek olan Kerbelâ mersiyelerinin daha ilk dönemden itibaren söylenmeye başladığı anlaşılmaktadır. Nitekim tarihte, Kur’an’ı Kerim’e hareke sistemini getiren ve Arap dilinin esaslarını tespite yönelik ilk çalışmaları yapan kişi olarak bilinen Ebu’l-Esved ed-Duelî’nin (ö. 69/688) Hz. Hüseyin ve Ehl-i beyt hakkında, ilk mersiye şiirini söyleyenlerden biri olduğu da görülmektedir;
Beni kınayan o kişiye -ki ona muhabbetimiz vardı- derim ki:
 Sen benim gördüklerimi göremiyorsan [benden] uzak dur! 
[Zira] Sen bize katı davranmaktasın.
 Hâşimoğullarını görmedin mi? 
Zalim bir topluluk onları nasıl yok etti. 
Fâtıma’nın evlatlarının ulusu [Hüseyin] Taff’ta [medfun] iken onların hidayet üzere olduğunu iddia ediyorsun. 
Sen, Kitab (Kur’an bilgisinde) kök salmış, taifeler konusunda mütehassıs ve bilgili [biri] olsaydın 
Onların, kesin lanete uğramış bir topluluk olduğunu bilirdin. 
Kendimi onlara (Hâşimoğullarına) kalkan yapacağım. 
Beni bundan ötürü çok kınama.
Bu sayede Peygamber’in [kevser] havzını, muvaffakiyeti ve daimi nimeti (cenneti) diliyorum. 
Ölecekse sâlih olan [bu yolda] ölsün, [bu zilletle] yaşayacaksa yağmacı varsın yaşasın.
Yine Ebu’l-Esved’ e ait olan, benzer bağlamda söylenmiş aşağıdaki şiirde de Kerbelâ’da şehit olanlara duyulan üzüntü dile getirilmekte ve Ehl-i beytin geride kalanlarına destek olunması tavsiye edilmektedir;
Ey dinin ve takvanın ölüm habercisi, kalk da örtülü Kâbe ile birlikte onun salâsını ver! 
Ey, Nizar zâlimlerinin Taff’ta katlettiği, Ali’nin evlatları, Muhammed’in Ehl-i beyti! 
Arşın, şanı yüce olan sahibi eksiklerden münezzehtir. 
Bununla birlikte günahkârlar nasıl oluyor da inatlaşıyorlar. 
Ey Kuşeyroğulları! Ben sizi, sapmayın ve hüsrana uğramayın [diye], hakka çağırıyorum.
 Atlarınızı Muhammed’in Ehl-i beytine yardım için koşturun da 
[Allah’ın vereceği mükâfattan] ensâr (yardımcılar) ile birlikte sizin de payınız olsun. 
Onlara kalkan olun ve onları, zorba münafıkların taraftarlarından koruyun. 
Yaratıcının kitabında insanların en hayırlısı [olarak yazılan] Hâşimoğullarından nasiplenmek için ilerleyin.
 [Bir zamanlar] onlar vesilesiyle hidayet bulmuştunuz. 
Dilerseniz [şimdi] inkâr edin. 
Onlar hayırlı kimselerdir, hayırlıların neslidirler…
Kerbelâ olayı çerçevesinde söylenen şiirlerden bir bölümü de Hz. Hüseyin'i şehit edenlere eleştiri niteliğinde olanlardır. Örneğin aşağıdaki anonim mukattaada, Kerbelâ’da Ehl-i beyte revâ görülen katliam, Hz. Peygamber nokta-i nazarından değerlendirilmekte, bu katliamı yapanlar, Hz. Peygamber’in emanetine ihanet etmeleri yönüyle eleştirilmektedir;
Ne diyeceksiniz, Peygamber size derse ki: 
“Siz son ümmettiniz. Ne yaptınız, Benim yokluğumda, aileme ve Ehl-i beytime… 
Onlardan kimi esir [alınmış] kimi de katledilip kana bulanmış. 
Ben size nasihatte bulunmuş [biri] iken karşılığı yakınlarıma böyle kötülük yaparak ihanet etmek olmamalıydı…
Ebu’l-Esved ise aşağıdaki mukattaasında, Kerbelâ olayında en büyük sorumluluğu bulunanlardan olan, Irak valisi İbn Ziyâd’ı ağır bir dille yermekte, o ve kabilesi için beddua etmektedir;
Kederim ve öfkem artmışken derim ki:
 Allah Ziyâdoğullarının iktidarını yok etsin. 
Yaptıkları vefasızlık ve ihanet sebebiyle onları [rahmetinden] uzaklaştırsın. 
Tıpkı Semûd ve  d kavimlerinin uzak olduğu gibi… 
Onların deve kervanları dursun da, kıyamet gününe değin onlara dönmesin. 
Onlar Murâd kabilesinin şerefli kardeşi [Hâni’ b. ‘Urve’yi] öldürüp [değerli kişilerin kokularını] koklamış burunları kestiler… 
Hz. Hüseyin’in yardım davetini karşılıksız bırakan veya önce destek sözü verip sonra sözünden cayarak Hz. Hüseyin ve beraberindekileri yüzüstü bırakan pek çok kişi Kerbelâ olayı sonrasında pişmanlık yaşamıştır. Bunlardan biri de Ubeydullah b. el-Hurr el-Cu‘fî idi. İbnu’l-Hurr bu konudaki pişmanlığını anlattığı aşağıdaki şiirinde, Hz. Hüseyin’in şehadetinde pay sahibi olanlardan pişmanlık hissine kapılanların duygularına da tercüman olmaktadır;
Zâlim oğlu zâlim vali diyor ki:
 “Fâtıma’nın oğlu Hüseyin ile [sen de] savaşmıştın.
” [Hüseyin’den] ayrılıp ona ihanet etmem ve bu, ahdini bozan [valiye] biat etmem sebebiyle kınanmayı hak ettim. 
Ona yardım etmediğim için bin pişmanım. 
Doğrusu dizginlenmeyen her nefis [sonunda] pişmanlık yaşar.
 Onun hamilerinden olmadığım için, beni terk etmeyen bir kedere sahibim. 
Ona yardım edenlerin ruhları her daim şâd olsun.
 Onların kabirleri başında durdum. 
Şimdi gözlerim sicim [gibi yaş] akıtırken neredeyse ciğerim parça parça olacak. 
Yemin olsun onlar mücadeleye koşan, savaşta atılgan, şanlı muhafızlardır. 
Onlar, kılıçlarıyla Peygamber torununa yardım ettiler, sazlığın aslanları gibi… 
Onun uğruna, günahların savurduğu, helake duçar olacak bir topluluğa mızraklarıyla saldırdılar. 
Onlar [senin uğrunda] öldürülmüşse yine bil ki yeryüzündeki, arınmış her nefis bugün senin için mahzun olmuştur. 
Hiç kimse ölüme karşı onlardan daha sabırlı olanını görmedi. 
Üstün ve cömert kimseler[dir onlar]…
 Hem onları haksız yere öldüreceksin hem de bizim sevgimizi bekleyeceksin. 
Vazgeç artık bize uymayan beklentilerden. 
Yemin olsun onları öldürme konusunda bizi siz zorladınız.
 Artık sizden onların intikamını alacak nice kimselerimiz var bizim. 
İyiden iyiye niyetliyim bir ordu içerisinde yürümeye, haktan sapmış zalim bir güruha karşı. 
Artık vazgeçin!
 Yoksa öyle birliklerin içerinde size geleceğim ki, onlar size karşı Deylemîlerin saldırılarından daha beter[ini yapacak]…
Kûfe ahalisinin Hz. Hüseyin’in intikamını alma çabaları Emevî iktidarı çevrelerince tuhaf karşılanmıştır. Örneğin el-Mutevekkil b. Abdullah el-Leysî’nin, Muhtâr esSekafî hareketini eleştirmek için söylediği aşağıdaki şiirde Kûfelilerin, hem Hz. Hüseyin’in şehadetinde rol oynamak hem de onun ölümüne ağlamak ve intikamı peşine düşmek gibi tutarsız bir davranış sergilediği vurgulanmaktadır. Ona göre Muhtâr, kendisine vahiy geldiğini iddia eden sapkın bir kimsedir ve iktidara karşı girişilen bu tür kalkışmalar İslâm toplumu içerisinde fitneye sebep olmaktadır;
Hüseyin’i öldürmüşler bir de ağlıyorlar. 
Ne günlere kaldık! Taff’ta yitirilen maktuller uzak değildir. 
Onların cansız bedenlerinin meskenlerini yağmurlar sulasın. 
Deccal’in sancağı altındaki askerler Muhtâr’ın kandırdığı kimselerden daha şaşkın değildir.
Ey Kasîoğulları55, sizler hür kimselersiniz, deccalınız [Muhtâr’a] sahip çıkın da fitne bulutu dağılsın. 
Şayet [iddia edildiği gibi] gaybın bilgisi sizin kardeşinizde olsaydı âlimler bu mücadelede size muvafakat eder,
 Aramızda gerçekleşen olaylar hakkında vahiy bilgi verirdi. 
Umarım birliğinizi bozacak bir saldırı ve kuşatma, sizin vahiy [iddianızı da] çürütecektir. 
Size öyle bir topluluk gelecek ki onların ellerindeki kılıçlar toz bulutu altındaki yangın gibidir. 
Onlar sizinle karşılaştı mı erlerinizin başlarını parça parça etmeden geri dönmezler. 
Kuşkusuz Kerbelâ olayı, insanlardaki Ehl-i beyt sevgisini perçinlemiş, devam edegelen siyasi-kabilevi kamplaşmaları körüklemiştir. Daha önce de aynı kabileye hitaben söylediği bir şiirine yer verdiğimiz Ebu’l-Esved’in, Ehl-i beyt sevgisi temalı bir şiiri ile konuyu sonlandırmak uygun olacaktır;
Rezil Kuşeyroğulları diyor ki; 
“Çok zaman [geçti] Ali’yi unutamıyorsun.
” Ben de dedim ki;
 “Üzerime borç olan bir işi nasıl terk ederim! Muhammed’e aşığım, Abbas, Hamza ve [Peygamberin] vasîsi [Ali’ye de…] 
Peygamber’in amcasının çocukları ve yakınları benim için insanların en sevimlileridir. 
Onları sevmek doğruluksa, isabet etmişim [demektir]. 
Yok, sapkınlıksa üsve-i [hasene] onlar arasında[n çıkmışken bu nasıl olur.] 
Onlar nasihat ehlidir benim nezdimde. 
Dahası, sevgimin sahibidirler ben yaşadıkça. 
Bana bahşedilen bu aşk, İslam çarkı döndükçe yolundan sapmaz. 
Onları Allah için seviyorum. 
O kadar ki, diriltildiğimde de bu aşk üzere olacağım. 
Ben biliyorum ki Allah her şeyi yarattı, onları hidayet üzere kıldı ve onlardan bir peygamber seçti. 
[Akrabaları,] Peygamberi destekledi de nihayetinde onun işi sapasağlam oldu. 
Şirk koşmaksızın Allah korkusuyla [yardım davetine] icabet eden bazı kavimler [gördüm]. 
Müzeyne onlardandır. Ğıfâroğulları ve Eslem de… 
Onun yanında imtihanları [ve mükâfatları] katlanmış[tır onların]…

Bu yazı 180 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum