Reklam
Talip KOKTAŞ

Talip KOKTAŞ


Peki, Hangisi Doğru?

07 Haziran 2021 - 15:30


Farklı fikirlerin birbiriyle kavgasını seyrediyoruz her gün. Televizyon programlarında bile karşıt görüşler doğruyu aramak yerine reyting uğruna açık arayarak birbirine üstünlük kurup yanlış da olsa haklı olmanın derdine düşmüş. İzleyiciler de kendine yakın olan görüşlerin fanatikliğini yaparak karşıt görüşün çöküşüne el ovuşturuyor. Herkes kendi görüşünün doğru olmasını arzulayarak yaşamak istiyor. Asıl tuhaflık da burada başlıyor. İnsanlar doğru olup olmadığına kesin olarak inanmadıkları görüşleri savunurken bir taraftan sürekli tasdik edilme gayreti güdüyor. İnsanın kendisi bile görüşünün doğru ve haklılığından şüphe ederken başkalarından onay bekleyerek yaşaması bir tarafının sürekli yarım olduğunun göstergesidir.
Fikri çatışmaların merkezinde ötekinin sahip olduğu fikrin yanlış olduğu düşüncesi yer almaktadır. Bu ikili sürekli birbiriyle tartışadururken bir yandan da yanlış olsa bile fikrinin doğruluğunu ve diğerinden üstün olduğunu ispatlama gayretindedir. Her durumda olduğu gibi bu durumda da bir doğru, bir gerçek, tek hakikat vardır. Peki, hangisi doğru?
İşte çatışmaların temelindeki asıl soru: Peki, hangisi doğru?
Açmazlarımızın, ayrılıklarımızın, kavgalarımızın, kırgınlıklarımızın temelinde var olan tek soru: Peki, hangisi doğru?
Farklılıklarımızın bakış açımızın güzelliğinden kaynaklandığını göremeden, ötekileştirip, sonra da karşımıza aldığımız fikirlerin aynı ağacın dalları olabileceğini fark etmeden sürdürüyoruz kavgamızı. Kavgalarımızın temelinde görüşümüzün haklı ve doğru olmasından ziyade laf cambazlığı ile karşı tarafa üstünlük kurma amacı yatıyor.
Peygamber Efendimizden (SAV) Enes b. Mâlik’in “İsrailoğulları 72 fırkaya ayrılmışlardır. Siz de bir o kadar fırkaya ayrılacaksınız. Biri hariç diğerleri cehennemdedir.” diye rivayet ettiği hadise bakıldığı zaman ümmetin yetmiş üç gruba ayrılacağı ve sadece bunlardan birinin (Fırka-i Naciye) doğru yolda olduğu belirtilmiştir. Bu hadis doğrultusunda her birimiz doğrunun kendimiz olduğunu iddia ediyoruz. Bu iddia da maalesef ki diğerlerini ötekileştiriyor ve en doğru kendimiz olduğunu iddia ederek belki de en büyük yanlışın içine düşüyoruz.
Yüce Allah’ın cenneti de cehennemi de herkese yetecek kadar büyüktür. O halde bize ne oluyor da Allah adına hüküm vererek kendimiz için cenneti tapularken başkalarını da cehenneme gönderiyoruz? Yoksa bize bilmediğimiz büyük bir irade mi tahsis edildi de, bizim haberimiz yok. Durup düşünmek gerekiyor.
Hayat devamlı bir arayış ve bu arayışın neticesinde bir imtihanın vesilesi olarak karşımızda dururken süreçten ziyade sonuca odaklanmak asıl gayeden uzaklaştığımızın göstergesi oluyor. Yanlış yollarda giderek hakikat bulunamaz. Bataklıkta gül bitmez. Gül arayan, hakikati arzulayan yürekler ömrünü gül bahçesi güzelliğinde yaşamalı ve aradığı şeyin kıymetini bilmelidir.
Bu anlamda belki de en büyük yanılgımız ilk paragrafın sonundaki cümlede gizlidir. Belki de farklılık olarak gördüğümüz her ne ise onun aslında tek bir doğruya, tek bir gerçeğe, tek bir hakikate işaret etmediği, gerçekte var olan farklılıkların hepsinin hakikat resmini tamamlayan kareler olduğudur. Kim bilir belki de hepimiz hakikat denilen koca bir resmin küçücük parçalarıyız ve hakikat zannettiğimizden daha büyüktür. Burada dikkat edilmesi gereken temel sır hakikatin bu kadar kuşatıcı ve kapsayıcı olduğunu anladığımız zaman yanılgılarımızın pişmanlıklarımıza çare olamayacağıdır.
Dünya bir temel üzerinde milyarlarca varlığı bünyesinde barındırarak dönüyor ve bu döngüsünde birini ötekine bulaştırmadan herkesi olduğu yerde kabullenerek dönüşüne devam ediyorken biz aciz kullar olarak bize ne oluyor da her şeyi birbirine katarak alacalı bulacalı bir hayatı tercih ediyoruz.
Kendi haklılığımızın ve doğruluğumuzu başkasının haksızlıklarını temel alarak üzerine inşa ettiğimiz zaman gün gelip de doğru bildiğimiz şeylerin yanlış olduğunu anladığımızda yeni bir temel kurmak için vaktimiz olmayacaktır.
Biz parçaların toplamı olan bir bütüne talip olalım. Hakikat tektir, lakin parçalardan müteşekkildir. Bunu idrak etmek için kendi inancımızın temellerine hakikati inşa edelim. Yüce Allah’ın cennetinde hepimize yer olduğunu unutmayalım.
Şimdi son bir defa dönüp kendimize soralım: Peki, hangisi doğru?