Reklam

Yusuf Sûresini Allah Kur'anda "ahsen ül-kasas/ en güzel kıssa"

Her babayiğidin, her olgunun, her büyüğün söyleyemeyeceği bir sözü söyleyerek büyüklüğünü gösterdi. Bu sözü ancak çok büyük insanlar söyleyebilirdi. O yüzden Allah kıyamete kadar biz mü’minlere bu sözü Kur’anda ayet olarak indirdi. Yusuf (as) kardeşleriyle tanıştığında, tüm kardeşlerinin yüzü kızarmış, başlarını öne eğmişken: قَالَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Bu gün size ayıplama/kınama yoktur. Size, Allah merhamet eder. O merhametlilerin en merhametlisidir dedi.” (Yûsuf 92)

Yusuf Sûresini Allah Kur'anda "ahsen ül-kasas/ en güzel kıssa"
04 Nisan 2021 - 00:12
KUR’ANDAN BİR DERS (Yusuf Sûresini Allah Kur’anda “ahsen ül-kasas/ en güzel kıssa” diye isimlendirmiştir! Derin düşünenler için içerisinde oldukça güzel dersler vardır. Her okuduğumda değişik dersler çıkardığım bu sûreden bu yazımda tek bir ayeti aktaracağım!
Yusuf (as) kardeşlerinin kıskançlık krizleri yüzünden planlarla kuyuya atıldı. Kuyuda korktu. Bilmediği insanlar tarafından oradan kurtarıldı. Köle pazarına götürüldü. Belki de Allah’ın bir lütuf/adalet tecellisi olarak saraya götürüldü. Yetkili, etkili bir azizin karısı ona musallat oldu. İffetinden dolayı kadın ona iftira attı. Zindana atıldı. Haksızlığa uğradı. Bu aslında bir zulümdü. Bu yaşadıklarının sebebi  ise kardeşleriydi. 
Bilirkişi marifetiyle suçsuz olduğu anlaşıldı  ve zindandan kurtuldu. Haksızlığa uğramasının, ve iffetli olduğunun tespit edilmesiyle kral onu hazinenin/ambarın başına geçirdi. Allah da ona mükafat olarak kimseye vermediği rüya tabir etme sırrını verdi. Sonunda kıtlık sebebiyle kardeşlerini kendine muhtaç etti. Kardeşlerine yiyecek/ zahire verdi. Yusuf (as) kardeşlerini tanıdı ve kendisini de onlara tanıttıktan sonra, bütün çektiklerine rağmen kardeşlerine hitaben: “Siz beni kuyuya attınız, öldürmek istediniz, sonra ben köle pazarına gittim, korkular yaşadım, anasız, babasız, kardeşsiz, korumasız yaşadım. zindana atıldım, acı çektim.” DEMEDİ. 
Her babayiğidin, her olgunun, her büyüğün söyleyemeyeceği bir sözü söyleyerek büyüklüğünü gösterdi. Bu sözü ancak çok büyük insanlar söyleyebilirdi. O yüzden Allah kıyamete kadar biz mü’minlere bu sözü Kur’anda ayet olarak indirdi. Yusuf (as) kardeşleriyle tanıştığında, tüm kardeşlerinin yüzü kızarmış, başlarını öne eğmişken: قَالَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
“Bu gün size ayıplama/kınama yoktur. Size, Allah merhamet eder. O merhametlilerin en merhametlisidir dedi.” (Yûsuf 92)
Ya Rabbi bu ne büyük bir affetme özelliği idi. Affetmek küçük ve ucuz kahramanların özelliği olamazdı. Rabbimiz bu yüce özelliğin has mü’min kullarda olmasını dilediği için bu sözü çağlar ötesine kitabında ayet yaptı. Çünkü bu söz büyük bir sözdü.
Bu ayeti bir yerden daha hatırlıyoruz. Hz. Muhammed (sav), Yusuf peygamber gibi Mekke’de acılar çekmiş, dini tebliğ etmesi engellenmiş,canına kastedilmiş, sonunda  ashabıyla birlikte o şehirden acıklı bir şekilde çıkmak zorunda bırakılmış, Medine’ye hicret ettikten sonra ise, Mekkeliler üç defa ordu hazırlayarak Peygamberimize saldırmışlardır.
Sonra Yüce Nebi, Miladi 11 Ocak 630 tarihinde Mekke’yi muzaffer ve muktedir bir komutan olarak Fethedince onlara hitaben:
"Benim halimle sizin haliniz, Yusuf'la kardeşlerinin hâli gibidir. Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi ben de sizlere diyorum:
“Bugün sizin için bir kınama yoktur! Allah, sizi affetsin. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. (Yusuf 92)

Gidiniz, sizler serbestsiniz. (Sîre, 4:55; Tabakât, 2:142; Taberî, 3:120.)
Evet kıymetli okurlarım, biz müslümanız. Bu ayetler de kuşkusuz Kur’ân’da Allah sözüdür. Bu sözlerin kabul ve tatbiki imanımızın olmazsa olmaz parçasıdır. Kitaplara iman maddesinde Kur’an’ın her bir sözünü kabul etmemiz imanımızın emridir.
O halde bu ayeti karşımıza alıp derin, derin düşünelim;
Kimler bize zulmetti? Kimler kalbimizi kırdı? Kimler hakkımızı vermedi? Kimler haksızlıkla önümüze geçti, hakkımızı, makamımızı, imkan ve emeğimizi  gasp etti?
- Bu kişiler Kardeşlerimiz miydi? Hemşehrilerimiz miydi? Kayın, Baldız, görümce, elti, bacanak, Kaynana-kayınbaba, anne-baba veya can ciğer dost, ahbap mıydı? Yoksa dini ayrı biri miydi?
Yoksa amirlerimiz veya emrimiz altındaki memurlarımız mıydı, veya iş arkadaşlarımız mıydı?

Hepsinden önemlisi bu ayete imanımızın gereği olarak biz uğradığımız haksızlığa göre, nefsimizi ayağımızın altına alarak, olgunluk ve büyüklük gösterebildik mi? Tepkilerimiz ne oldu? Onları Hz. Yusuf ve Hazreti peygamber gibi “Bu gün sizi kınamıyorum. Sizi Allah affetsin” diyerek affedebildik mi?
İntikamı kafirler de alır, hatta hayvanlarda da intikam dürtüsü vardır. İntikam duygusu nefsi bir duygudur. 

Hatta islam hukukunda yaptığı suça denk cezalar verilebilse de, intikam duygusuna kapılan insanlar daha fazlasıyla öç alma hezeyanıyla hareket edebilirler. 
Bu ayet, çok yüce bir duygunun/imanın tezahürü olarak elimizde bulunmakla, kâfirlerin asla başaramayacağı affetmeyi bizlere öğretmektedir. 
Affetmek, bizde Hz. Yusuf’un kardeşlerini affetmesiyle örneğimizdir. Affetmek, Peygamber Efendimizin Mekkelileri affetmesiyle örneğimizdir. Affetmeyi, peygamberimizin Taiflileri affıyla ve onlara dua etmesiyle öğrendik. Affetmeyi, Efendimizden amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Hz Vahşi’yi affetmesiyle öğrendik. Öğrendik ki; Alemlere rahmet olanın merhametli ümmetleri ancak böylece dünyaya şahit, örnek, önder ve ışık olabileceklerdir. 

İsmail GÖKOLUK - 03.04.2021/ADANA
Hacı Cumali Öztürk Camii İmam ve Hatibi

 
Bu haber 239 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum